Bugun...



ONLARIN ÇOĞU HATIRALARIMIZDA YAŞAYACAK AM YENİ NESİL HİÇ BİLMEYECEK
Tarih: 05-07-2016 08:43:51 + -


Faşizm ve Fundamanhalizm ile beslenen kapitalizm, sadece insanları sömürmekle kalmadı, mütevazı birçok mesleği de bitirdi. Onlarla büyüdü yüzlerce nesil, ama yeni neskil onları sadece buralardan okuyacak.

facebook-paylas
Tarih: 05-07-2016 08:43

ONLARIN ÇOĞU HATIRALARIMIZDA YAŞAYACAK AM YENİ NESİL HİÇ BİLMEYECEK

Faşizm ve Fundamanhalizm ile beslenen kapitalizm, sadece insanları sömürmekle kalmadı, mütevazı birçok mesleği de bitirdi.  Onlarla büyüdü yüzlerce nesil, ama yeni neskil onları sadece buralardan okuyacak.

 

KOLONYACI

Almanya’nın Köln kentinde, ‘Tuvalet İspittosu’ mantığı ve amacı ile çıkartılmış olan ve çamdan lavantaya, tütünden zambağa kadar bilinen en az 100 çeşidi olan kolonya, bir zamanlar ‘Kolonyacı’ adı verilen küçük dükkanlarda  satılırdı. Zaman zaman manifaturacılarda tek tük görülse de, bugünkü damacananın prototipi görünümünde, üzeri göstergeli bir cam tüple kaplı ve küçük bir pompası bulunan cam bir devasa kavanozda bulunan kolonyalar; rengarenk bir sıralama ile kolonyacı vitrinlerini süslerdi.  Yapılan bir araştırmaya göre, 1918-1955 arasında, İstanbul’da 174, Ankara’da 33, İzmir’de 41, Bolu ve Bursa’da 21, Isparta’da ise çoğunluğu gül kolonyacısı olmak üzere toplam 57 kolonyacı vardı. Aynı dönemde, kolonyacılarla beraber eczane, manifaturacı ve bakkaliyeler için üretilenler dahil olmak üzere yıllık kolonya satış damacanası ya da kavanozu üretim miktarı ise, Türkiye genelinde ortalama üç bin beş yüzün üzerindeydi. 1955-1990 arası bu rakam, ortalamada yıllık 500 damacana kavanoza kadar düştü. 1990’dan günümüze gelindiğinde ise, ortalama yıllık sadece 100 tane üretiliyor. Koonyacı sayısı ise, daha hazin bir tablo… Şu an İstanbul’da ‘Kolonyacı’ sayısı sadece ve sadece altı… Biri kadıköy’de, biri Bakırköy’de, biri Ortaköy’de, biri Bebek’te ve ikisi Eminönü’nde… Ankara’da ise iki dükkan kaldı, İzmir’de de dört dükkan var. Türkiye genelinde şu andaki  klonyacı sayısı ise, sadece 27… Kapitalizm ve fabrikasyon üretim, kolonyacıların yerini beş litrelik bidonlara ve AVM reyonlarına bıraktı…

 MANİFATURACI

Hemen her mahallede, iğne, düğme, çorap, kolonya, kumaş boyası, toka, takı satan küçücük dükkanlardı manifaturacılar… Küpe ayarlarla, kulak delerler ya da kemere delik açarlardı… 1990’a kadar Türkiye genelinde sayıları 3775 olan mainfaturacılar, 2010 yılına gelindiğinde sayılarını 450’ye kadar düşürdü. 2010-2015 arası ise bu rakam,  toplamda 132 olarak tespit edildi. İstanbul genelinde hali hazırda manifaturacı olarak görülebilecek 38 dükkan kaldı.

HALLAÇÇI

Hallaç; bugünkü döşemecilerin bir anlamda benzerini geçmişte yapıyorlardı. Osmanlı hanesinde kullanılan yatak, yorğan, döşek gibi ev eşyasında dolğu malzemesi olarak pamuk ya da yün kullanılırdı. Zamanla sertleşen bu dolğuyu hallaç, kiriş ve tokmağı ile kabartırdı. Hallaçların hemen hepsi Karadeniz yalısı uşaklarıydı.

ZERZEVATÇI

Zerzevat sebze anlamına geliyordu. Zerzevatçı ise bugünün maydanoz, dereotu, salata, hıyar, turp ve marul gibi sebzelerde uzmanlaşmış manavıydı. Kent dokularının bir parçası olan bostanlar, Osmanlı insanının sebze ihtiyacını karşılardı. Zamanla halden, civar ve semt bahçe ya da bostanlarından, pazar yerlerinden tedarik edilir oldu.

BAKKALİYE

Kapitalizmin erittiği ve bitirdiği bir başka meslek ise bakkallar. 1980 sonrası çoğana ve önce süper, sonra hiper olan marketler, bakkala olan rağbeti azalttı. Mevcut bazı bakalar da adını, süper market olarak değiştirmiş olsa da, bakkal bakkaldı ama onar da dayanamayarak kapattı. 1920-1957 arası, Türkiye genelinde toplam 7441 bakkal açıldı, 247 bakkal çeşitli nedenlerle kapandı. 1960-1980 arasında ise, toplam sayıları 6981 olan bakkalların 4102 tanesi kapandı. 1980-2000 arasında ise, 1403 bakkal kapatmak zorunda kaldı. Şu anda bakkal statüsündeki ticarethane sayısı, neredeyse her köy yolundaki benzincinin yanına açılan zincir marketler yüzünden, Türkiye genelinde 500’ü geçmiyor. En basit bir dille, meşhur bakkal terazisi olan kadranlı terazinin şu andaki kullanılan sayısı kaç biliyor musunuz? Sadece 41…

ÇÖMLEKÇİ

Topraktan yapılmış çanak, çömlek, testi, sürahi, bardak, kase, küp ve saksı gibi eşyalar satan esnafa çömlekçi denirdi. Orta ve üst gelir grupları, kalaylanmış bakır kap kullanırdı. Eskiden Bayezid Meydanı’nda bir sıra çömlekçi dükkanı vardı. Toprak kapların yerini zamanla bakır ve benzeri maden kaplar aldı. Ama çömlek özellikle kırsal yörelerde günümüzde de hayla kullanılıyor.

DEĞİRMENCİ

Değirmenci aslında un öğüten esnafa denirdi. Görece büyük girişimci sayılırdı. Kahve değirmeni, günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıydı. Keyif maddesi olarak kahve, çaydan çok daha önce Osmanlı’nın yaşamına girmişti. Kahve değirmeni satan esnaf da değirmenci olarak adlandırılıyordu.                                      

KOLANCI

Hayvanın semerini ya da eyerini bağlamak için kullanılan örme ya da kayış bağa kolan deniyordu. Osmanlı taşımacılıkta büyük ölçüde hayvan kullanıyordu ve kolancılık ulaşım sektörünün “yan sanayi”lerinden biriydi. Özellikle yol güzergahlarında dükkan açarlardı.

FESÇİ

Fes, II. Mahmud devrinde resmi serpuş olarak kabul edilmiş, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar Osmanlı erkeğinin kimliğini oluşturmuştu. Her ne kadar Feshane’de yerli fes üretilmişse de çoğu Avusturya’dan ithal ediliyordu. Osmanlı’nın son döneminde Avusturya mallarına karşı yapılan fes boykotu ünlüdür.

KOZACI

İpekli kumaş üst gelir gruplarınca tüketilirdi. Osmanlı ipeklisi yurtdışında da büyük beğeni kazanmıştı. İpekli üretiminin ham maddesi ipek böceği kozası, dokuma sektörünün temel girdilerinden biriydi. Bursa ve çevresinde yaygındı. Kozacı, koza ticaretiyle uğraşırdı. Koza üreticisiyle ipek imalathaneleri arasındaki ticareti yürütürdü.

ŞERBETÇİ

Meşrubat sektörünün gözdesi şerbetti. Meyve özü, su ve şeker karışımı bu içecek ya da şurup, yaz aylarında kent insanının serinlemesine vesile olurdu. Ayrıca misafirlere şerbet ikram etmek de adettendi. Şerbetçi dükkanları olduğu gibi, seyyar şerbetçiler de müşteriye hizmet götürürlerdi. Özellikle seyyar demirhindiciler, İstanbul’a İzmir’den gelirlerdi.

DARICI

Darı tohumları, buğday gibi besin maddesi olarak kullanılırdı. Bazı bölgelerde mısıra da darı adı verilirdi. Cin darısı, ateşte patlatılan ufak taneli mısırdı. Buğday ve buğday unundan yapılmış ekmek tüketmeye kesesi yetmeyen fakir insanlar, darı tüketirdi. Ayrıca hayvan yemi olarak kullanılırdı.

ÇIRACI

Osmanlı uzun yıllar enerji kaynağı olarak odun kullanmıştı. Kömür ancak 19. yüzyılda gündeme gelmişti. Odun, çam gibi reçineli ağaçların yağı ve çabuk yanmaya elverişli kesimleri kullanılarak ateşlenirdi. Genellikle Ürgüplü olan çıracı, tartıyla aldığı çırayı kalem kalem desteler, deste hesabıyla satardı. Özellikle kış aylarında sokakta sık görülen bir esnaftı.

DEVECİ

Demiryolu öncesi kara ulaşımında en yaygın kullanılan hayvan deveydi. Ayrıca sarayın hassa develeri vardı. Sefer-i hümâyunlarda padişahın ağırlığını taşır, sürre alaylarında kullanılırdı. Deveciler genellikle konar-göçer yörüklerdi. Başlarına kırmızı sivri külah giyerlerdi.

SAKA

Eski zamanlarda hemen her evin bir kuyusu vardı. Ancak içecek su uzaktan getirilirdi. Sucu ya da saka, şehir ya da kasabada su taşımacılığıyla uğraşırdı. Pınar ya da çeşmeden aldığı suyu hanelere sevk ederdi. Limonatacı ve şerbetçi gibi, özellikle yaz aylarında sokakta bardakla su satan seyyar satıcılara da sucu denirdi.

SEPET HAMALI

Motorlu araçlar öncesi kent içi yükleme, boşaltma ve taşıma işleri hamal esnafının gediğiydi. Mevsimlik olarak İstanbul gibi büyük kentlere gelen hamalların güçlü loncaları vardı. Meslek çoğu kez babadan oğula geçerdi. Pazarlarda sebze-mevye taşıyanlarına küfeci denirdi. Her iş kolunun ayrı bir hamal kolu olurdu. Bunların en ünlüleri, iç ve dış bedesten hamallarıydı.

SIRIKCI

Hamalı Fıçı gibi hacimli, yekpare ve ağır yük, sırık hamallarınca taşınırdı. Bunlar genellikle dört kişi olur, dişbudak ağacından yapılmış uzun sırıkları omuzlarına alarak, iki önde, iki arkada yükü paylaşırlardı. Taşıma büyük bir uyum gerektirirdi. Aksi takdirde yük diğer hamallara kayar ve kazalara neden olurdu. Beyoğlu’nda tahtırevanları taşıyanlara da hamal denirdi.

SÜPÜRGECİ

Ev ekonomisinde temizlik aracı süpürgeydi. Günümüze oranla dünün sokaklarının toz toprağı boldu; yağışta çamur deryasına dönerdi. Süpürge çer-çöpü görüntüden kaldırsa da, dünün evi günlük temizlik yapmayı gerektiriyordu. Hemen her gün yerler nemlendirilir, ev süpürülür, etrafın tozu alınırdı.

MESTÇİ

Kundura ya da pabucun içine giyilen yumuşak ayakkabıya mest denirdi. Değişik türleri vardı. Devenin ayak derisinden yapılanına deve mesti, yandan kopçalısına serhatlı mest denirdi. İç mekanların temiz tutulması, mest giymeyi gerektiriyordu. Mestçi esnafı ayak ölçüsüne göre çalışırdı.

SAYACI

Saya, ayakkabının yumuşak olan üst bölümü yani yüzüydü. Eskiden halk dilinde, evlerin giriş kısmında ayakkabıların çıkarıldığı veya konduğu ufak bölüme de saya denirdi. Zamanla ayakkabı anlamında kullanılmaya başlandı. Sayacı, dünün ayakkabıcısıydı. Yaygın bir zanaattı. Geniş bir müşteri kitlesine hitap ederdi.

SEPETÇİ

Plastikten önce su geçirmez kaplar topraktan ya da bakırdan yapılır, diğerleri saz, kamış ya da ince dallardan örülürdü. Genellikle sapı olan, yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan bu tür kapları sepetçi örerdi. Sepet hamalı, genellikle pazar yapanların sebze-mevyesini sırtındaki sepetle eve taşırdı. Sepet kimi zaman bavul yerine de kullanılırdı.

                         

URGANCI

Keten, kenevir, pamuk gibi dokuma maddelerinden yapılan ince halatlara urgan denirdi. Gerek ev ekonomisinde gerekse zanaatta urgan yaygın olarak kullanılırdı. Urgancı örme işini bizzat yapar ve malını tüketiciye ulaştırırdı. Genellikle sabit dükkanları bulunurdu. Seyyar urgancı nadir görülürdü.

BACACI

Yangınların büyük çoğunluğu, temizlenmesi ihmal edilmiş bacalardaki kurumların tutuşmasıyla çıkıyordu. Özellikle ahşap binaların yoğun olduğu kent dokularında, baca temizliği büyük önem taşıyordu. Kış öncesi bacacılara büyük iş düşüyordu. Fırın bacalarının da her ay temizlenmesi öngörülmüştü.

BİLEYCİ

Bıçak ve emsali şeyleri çarka tutup bileyen esnaf genellikle seyyardı. Demirden yapılmış ev aletleri görece değerli eşyalardı. İstanbul’daki bileyci esnafının büyük çoğunluğu, Karadenizli bekar uşağı ya da Buharalı idi. Bileycinin mahalleye gelişi kısa sürede duyulur, ev sekenesi, her türlü kesici ya da yarıcı aleti sık aralıklarla bileyletirdi.

Yukardaki mesleklere ilaveten arzuhalci, meddahlık, kalaycı, macuncu, hattat, mozaikçi ki bugünkü fayansçının atasıdır,  legenci, arabacı, faytoncu meslekleri de bulunuyordu.

 

 




Bu haber 1035 defa okunmuştur.

Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • MARKALAR
    MARKALAR
  • AK PARTİ İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI ZİYARETİ
    AK PARTİ İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI ZİYARETİ
  • Millet için EVET
    Millet için EVET
  • Gündem Ekonomi Haber
    Gündem Ekonomi Haber
  1. MARKALAR
  2. AK PARTİ İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI ZİYARETİ
  3. Millet için EVET
  4. Gündem Ekonomi Haber
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Osman Zeki Öner
    Osman Zeki Öner
  • Osmanlı
    Osmanlı
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Aytaç Doğan İç Benim İçin
    Aytaç Doğan İç Benim İçin
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
  1. Osman Zeki Öner
  2. Osmanlı
  3. Kubat Ötme Bülbül
  4. Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  5. Aytaç Doğan İç Benim İçin
  6. İsmail Tunçbilek Derdin ne
VİDEO GALERİ
YUKARI