|
Tweet | Tarih: 04-07-2015 22:35 |
BALKAN HABER AJANSI ve Egemen Gazetesi’nin Siayset Bilimcisi olmasının yanı sıra, dünya çapında yaptığı çevresel araştımalarla da dikkat çeken Merve Dalaman, bu kez de doğup büyüdüğü İstanbul ile ilgili ilginç bir yorum kaleme aldı..
İşte ‘İSKİZTANBUL’ adlı o araştırmanın küçük bir özeti:
‘Hz. Muhammed'in, fetheden kumandan ile ilgli methiyeler buyurduğu, dünyanın bu en güzel kenti olan İstanbul'un doğası bir zamanlar nasıldı?
Elbette çarpık kentleşme ile 1980 sonrası beton çöplüğüne dönen İstanbul'un, yakın geçmişinde yeşil bir renk hakimdi...
Çok değil, 65 sene önce bile, İstanbul'da isimli olarak tam dokuz orman vardı...
Bunlar, Şile Ormanı, Damatris Ormanı, Ümraniye Ormanı, Erenköy Koruluğu, Istranca Ormanları, Belgrad Ormanları, Mecidiyeköy Koruluğu, Çatalca Ormanı ve Silivri Ormanı'ydı...
Mecidiyeköy Koruluğu, bugünkü Levent Çarşısı'ndan başlar ve Gülbağ'ı da içine alarak Şişil Camii'ne kadar uzanırdı.
Koruluk adı verilmişti, çünkü zaten oradan Bentler ve Hacıosman’a kadar uzanan bölge sık ormanlıktı…
Kayıtlara göre, Mecidiyeköy Koruluğu'nda, 1930'lu yıllarda 147 bin dut ağacı, 85 bin kiraz ağacı, ladin, sedir, kavak ve bini aşkın ceviz ağacı vardı.
Öyle ki, o dönemin İstanbul halinde sadece yerli dut yer alırdı…
Çukurda kalan Gülbağ ise saray döneminden kalan yüzlarca gül yetiştiricisinin fidanlığı ile doluydu.
Bu ormanın, Kağıthane Deresi'ne kadar uzandığı bilinmektedir.
Yine Anadolu Yakası ise, Üsküdar sırtlarından başlayarak, neredeyse tamamen çam ağaçları ile bezenmiş bir ormanlık alandı. Kadıköy'deki Erenköy altı hariç, bugünkü Maltpe sahil ve Kartal-Penik sahil hariç her yer ormandı.
1700'lü yılların sonunda yapılan bir istatistiki veriye göre, İstanbul'un yüzde 87'si ormandı.
Yine bir istatistiki bilgi ama bu kez çok daha yakından...
1928'den...
İstanbul'da ananas, kivi, muz ve hindistan cevizi hariç, hemen her meyvenin ağacı 'Çokca' ifades ile söylenecek ölçüde mevcuttu…
Belgede, ‘Kuzeytden güneye ve doğu istikametinde, çokca meyve ağaçlarıyla bezenmiş, sık ormanlıklar, yer yer meşelikler, kayınlar ve selvilerle dolu ağaçlıklar’ ibaresi dikkatlerden kaçmıyor…
En çok dut, incir, ceviz, nar ve ayva ağacından söz ediliyor..
Kuşksuz bunlarda en büyük pay, bol dereli bir kent olmasıymış...
Evet, İstanbul bir zamanlar içindre yüzülen onlarca derenin olduğu bir kentmiş...
Alibey Deresi y ada Alibeyköy Deresi, Tayakadın Deresi, Fener Deresi, Haramidere, Akçaburgaz Çayı, Kemerdere ya da Kene Suyu, Lomborloz Deresi , Çayırbaşı Deresi, Bahçeköy Suyu, Kâğıthane Deresi, Tayakadın Suyu, Pot Deresi, Kuşdili Deresi, Kayışdağı Deresi, Kurbağalıdere, Çamaşırcı Deresi, Ayazma Deresi, Ayamama Deresi, Tavukçu Deresi Sultançiftliği Deresi, Riva Deresi, Sazlıdere, Göksu Deresi, Küçüksu Deresi, Halkalı Deresi, Nakkaşdere, Eşkinoz Deresi, Ambarlı Deresi, Menekşe Deresi, Hasanoğlu Deresi , Topuz Deresi, Kurudere, Çakıl Deresi , Istranca Deresi, Karasu Deresi, Sarısu Deresi, Hiciv Deresi, Ağva Deresi, Ortaköy Lambinidar Deresi, İstinye Deresi ve Uludere...
Kaynaklara göre, 1970'lere kadar bu derelrde çokca baılk bulunduğu ve hatta yüzüldüğünü ortaya koyuyor...
Bu derelerdeki balık çeşitliliği ise, çok dah aacı verici...
Turna ve yayın dahil resmen bir balık cennetiymiş söz konusu dereler...
Şimdi kefal dahi yaşamıyor...
200 küsur yılda doğası katledilen bu kentin, yeniden eski günlerine dönmesi imkansız da, oldu niletlenildi, kaç yıl lazım biliyor musunuz?
2077 sene…’